bir annenin en zor anları

Ekran Resmi 2013-02-11 18.36.24
RA hamilelikten itibaren çook hareketli bir bebekti.Dr.umuza defalarca bir sıkıntısı mı var ki bu derece hareketli diye her soruşumda hareketli bebek iyidir,sağlık göstergesidir dedi.
Uykuyu hiç sevmedi.Evde olmaktansa; yağmurda,karda,rüzgarda,güneşte, sokakta,bahçede olmak istedi hep.
19 aylıktı oyun grubuna başladığında.Sıra beklemek,yenilmek onu bir çok çocuktan daha çok kızdırdı.Hiç sabrı olmadı,kendine bile.
Yapamadığı,beceremediği şeyler onu hırçınlaştırdı ve hep üstüne gitti ta ki becerene kadar.
Yazdan beri bahçeye ne zaman yalnız çıkabileceğini soruyordu.Baba ile bahçedeyken ondan kaçıp eve gelmeye başladı;yalnız gelebildiğini,evi bulabildiğini kanıtlamak istiyordu.
Anaokuluna giderken babadan önce otoparka inmek,biz asansörle çıkalım o merdivenden v.b çok istiyordu.
Sömestre tatilinde yeni merakı Jake’in korsan partisine gittik bir avm de.
Eğlence sonunda çişim var deyip benim çantaları toparlamamı beklemeden fıydı.Kadınlar tuvaletinde aradım yok,ben bağrınırken erkekler tuvaletinden çıktı.
Başına gelebilecekleri,bir daha yapmamasının gerektiğini uzun uzun konuştuk ki ertesi gün babasından otoparkta kaçıp site içindeki arkadaşının annesinden Rüzgar burada telefonu geldi.
Bu sefer baba,ben RA konuştuk bir kez daha ve bir sonraki gün baba ile onlar pastanede ben markette iken babayı ellerini yıkarken bırakıp ceketini giymeden akşam 18.00 civarı,hava kararmışken dışarı kaçmış.
Baba beni aradığında tam evden içeri girip torbaları bırakmıştım.Allah tarafından gelen güçle bayılmadım,kalp krizi geçirmedim ve derhal araba ile aramaya çıktım.Yolda eşimi çaresiz koştururken gördüm.
Arabayı kaçtığı pastanenin önüne parkedip tanıdık esnafa sordum,eşim karakola gitti.Bu arada site güvenliğini eğer görürseniz haber verin diye durumdan haberdar ettik.
Tesadüf bir itfaiye,ambulans,motorsikletli polisler sürüsü geçti sirenlerini çala çala ve ben hayatım demek böyle bitecekmiş diye düşündüm.
1 haftadır ihtiyaç sahibi bir aileye yapmayı düşündüğüm yardımı sömestre,RA’nın evde olması sebebiyle yapamadığımı düşündüm.
Belki korkup arabaların arasına çömelmiştir,saklanmıştır diye düşünüp seslendim arabalara doğru.
Ve verilmiş sadakamız,allahın acıması ile oğlumuz 3 caddeyi o karanlıkta karşıdan karşıya geçip(inşaatların çok olması v.s. sebebiyle çok kamyon trafiği olan caddeler) siteye girip evde beni bulamayınca süs havuzunun başına oturmuş.
Güvenlikten gelen telefon ile hayata geri döndüm.
Karakola beraber gidip bulunduğunu haber verdik.Komiser kısaca başına gelebilecekleri anlattı kendisine.
Ne kadar endişelendiğimizi,ne kadar onun için korktuğumuzu anlattık ve bir takım mahrumiyetler getireceğini kendisine bu yaptığı yanlışın.
Okulla paylaştık durumu;onlar da okulda drama şeklinde kendimizi nasıl korumalıyızı işlediler,okul kapısına ek önlem aldılar,servis şöförünü uyardılar.
Dr.umuzun tavsiye ettiği çocuklara oyun terapisi yapan bir uzmanla Rüzgar’sız görüşüp; ondan onun yanında bilinçli hata yapın ve hatanızı nasıl düzelttiğinizi gösterin ki mükemmelliyetçiliğe saplanmasın önerisi aldık.
Bizim de düşündüğümüz gibi kendini bize kanıtlama çabasında olduğunu,aslında yapılmaması gerektiğini bildiğini ama kendini ispat çabasında olduğunu düşünüyor o da.
Öfkesini bastırmasın ama öfkesini nasıl kontrol edebileceğini öğretin,bunun için kum torbası iyi bir fikir olabilir dedi.Kendi 2 yaşındaki oğlunun da varmış.
Babaannesinin gönderdiği duaların da etkisiyle belki bugün pek tatlı bir çocuktu,allah bozmasın.
Her şerde bir hayır vardır muhakkak..Belki bunları yazıp ufak da olsa birilerine ışık tutacaktır..Yada sadece durup sadece şükretmesine vesile olacaktır,kimbilir…
Hiç kimsenin yaşamaması ama böyle bir durumla da karşılaşırsa soğukkanlı kalmaya gayret edip mümkün olduğunca çabuk kuzusuna kavuşması dileğiyle…
Advertisements

Bir annenin tatille sınavı

5 günlük yaz tatilimizi özellikle Rüzgar Ali müthiş bir hararetle bekledi ve nihayet Çeşme yollarına düştük. Artık 4 yaşına yaklaşmış olması, özel yiyeceklerini taşımak zorunda olmamak, buzdolabı çantası hazırlamamak en önemlisi de can simidi, kolluk, şişme yatak v.s. taşımayacak olmak baştan bizi tatil havasına soktu zaten.

Geçen sene de kaldığımız otelde bu sefer biraz daha iyi bir oda da nasip oldu. Hava sıcak ama püfür püfürdü. Çeşme’nin denizi zaten çocuklara özel gibi bir deniz.
Oğlum ilk kez dubalara kadar yüzdü. 4 yıldır ilk kez tatilde götürdüğüm kitabı bitirip yeni kitap satın alabilmenin haklı gururunu yaşadım, tabii eşimin değerli katkıları sayesinde.
Ama gel gör ki annelerimizin hiçbir şeyde olmasa da rahatlıkta avrupalı hemcinslerini yakalamış olması beni bezdirdi. Tabii her sonradan edindiğimiz huy gibi bunda da onlara tur bindirmişiz.
Artık bu vatanın evlatları avrupalı akranları gibi taşlara yatıp, yere düşenleri yiyorlar. Havuzda,denizde yalnız bırakılıp en iyi ihtimalle Gürcü bakıcıya emanet ediliyorlar.
Bu Gürcü bakıcılardaki uyanıklığa ise sanmam ki henüz bizimkiler erişmiş olsun.
Bakıcı ile mini klübe yollanan yavrunun bakıcısı 10 fanta sipariş edip, oradakilere çocuğu toka edip bildiğin tatil keyfinin dibine vurdu.
Akşamları açık büfede kafasında tabak patlayan mı ararsın, çocuk diskosuna terkedildiği için ağlarken çişini kaçıran mı ararsın benim gibiler için ayşecik/ömercik tadında ortam.
Bakıcının ağzına teptiği yiyecekleri RA’nın önüne tüküren çocuğu anne, bana ve RA’ya seninle arkadaşlık kurmaya çalışıyor diye mi yutturmaya mı  kalkmadı:)
Şu mübarek günlerde herkese lütuf olarak gönderilmiş kuzusunun kıymetini bileceği akıl sağlığı,iç huzuru diliyorum…

Bir annenin Haliç Kongre Merkezi ile imtihanı

Bir anne Haliç Kongre Merkezine gitse,gör başına neler gelir

Anne olduktan sonra festivaldi,operaydı, sinemaydı uzuun bir süre ara veriliyor,en azından ben öyle yaptım.

2 sene nonstop emzirip sonrasında da birbirimize bağımlı hale geldiğimizden pek beceremedim.

Geçen sene şeytanın bacağını kırıp Zaide’yi Topkapı Sarayında dinlemek/izlemek nasip olmuştu.

Bu seneki bir atımlık barutumu da Don Giovanni Haliç Kongre Merkezine ayırdım.

Her operasever gibi evden çıkmadan mantımı,oğlumun tepsisini,banyo ve uyku için odaları hazırlayıp çıktım.

Uykulukçular civarı mahşer kalabalığını her vücudumuzu keşfedelim okuru gibi çözemedim.

Meğer ben oğlumla beynin vücutla mesaj alışverişini okurken Tarkan konseri var diye inliyormuş ortalık,günlük gazete okumadığım için bilemedim.

Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü ve Genel Sanat Yönetmeni Prof.Rengim Gökmen açılış konuşmasında Uluslararası İstanbul Opera Festivali’nin bir İstanbul kenti projesi olduğundan bahsetti.

Haliç Kongre Merkezine özel şöförü ile mi gidiyor bilmiyorum ama şöförü olmayıp da kendi park etmek durumunda olanlar için de ben dev hizmet vereyim.Efendim Kongre Merkezine Giriş/Otopark v.s. görürüz diye hiç bakınmayın.Soldan altgeçitten giderseniz-ki bana tarif edilen o idi- bambaşka alemlere akarsınız.Siz,siz olun Uykulukçu Vassaf Usta’nın yapmayı akıl ettiği oku takip edin ki otopark girişini kaçırmayın.

Yine Rengim Bey festivalin ana temasının,her zaman tarihi mekanlarda Türk ve doğu temalı operalarla ve ırk,dil,din ayrımı tanımayan bir müzik ve sahne diliyle İstanbul’dan dünyaya seslenmek olduğunu da ekledi.

Diğerlerini bilmem ama dil ayrımı tanınmadığı kesin,önümdeki yabancı hanımın A blok ne tarafta sorusunu tanıyabilen eleman çıkmadı netekim:)..Evet ayrım yapılmadı,türkçe bilenlere de aynı şekilde hangi blok ne tarafta,otopark ödeme noktası,oturma düzeneği ile ilgili bilgi ayrım yapmamak adına herhalde verilmedi.

Bilet üzerinde 21.00 olan başlangıç saatini 15 dakika geçtiğinde gelenler el yordamı ve birbirlerine sorarak bulmaya çalışıyorlardı.Çıkışta ise ödenmiş park kağıtlarını parkomata yerleştirmeden ödediniz mi diye soran 2 eleman konuşlanmıştı,tabii bu muhabbet bayağı bir yığılmaya neden oldu ama neticede evet bütünleşmiş olduk belki bu sayede tüm ırk,dil,dinler.

Yaşasın klakson kardeşliği:))

RA’nın portfolyo sunumu ve bize öğrettikleri

Bu sene anaokulunda 2.senemizi idrak ettik.Anaokulumuzu seçerken kriterlerimizden biri de gösteri olmaması idi.Çocukların; anaokulların aldıkları paraları hakettiklerini kanıtlama yarışına dönüşen,çocukları geren,anne-babayı yapabilecek mi ağlayacak mı, yanıma mı koşacak, arkadaşı ağlarsa tepkisi ne olacak gerginliğinden uzak olmaları gerektiğini düşünüyorum.

Bizim anaokulumuzda portfolyo sunumunda çocuk anne ve babasına sadece kendisinin ve öğretmenlerinin olduğu bir ortamda(kendi sınıfında) sınıfını,yaptıklarını,öğrendiklerini anlatıyor/gösteriyor.

Rüzgar da biz de çok keyif alıyoruz,stres yok güle oynaya şaşıra sunumu başarıyla tamamladığını gösteren belgeyi ve faaliyet çantasını alıp alemlere akıyoruz çekirdek aile:)

Her sene gösteri telaşesi yüzünden; ağlayan,gerilen çocuklar,strese giren aileler duyuyorum yakın çevremde.

Neden acaba bu denli kanıtlama endişesi taşır okullar hele çocuklar bu kadar küçükken?Bazı anaokullarda okuma yazma öğretildiğini de yine şaşırarak öğrendim 3 yaş çocuğuna.

Nedir bu telaş?Nedir bu acele?Çocuk daha kakasını tuvalete yapamazken kaka yazmayı öğrenmiş mesela,güler misin ağlar mısın:)

Okuma yazma öğreten anaokullarının kaçta kaçının duman dedektörü vardır acaba?Yada sprinkler sistemi?Acil durum çıkışı?

Bunların yokluğu olmasın bu kadar çok insanın Türkiye’den acil durum çıkışı arama sebebi?

Çocuklarımızın doya doya çocukluklarını yaşadıkları,sgk’nın ihtiyaç sahibi olan mps hastalarının ilaç masraflarını ödemeyi kesmediği,oyun haklarını gönüllerince yaşayabildikleri günleri babaanne olmadan görebilmek dileğiyle öksürüksüz,esintili bir yaz diliyorum herkese…

Piknik(Pisnik) Zamanı, Mini Pizza Zamanı

RA’nın anaokulunda yarın piknik var.Oğlumun özel talebi üzerine mini pizza yaptım ilk defa.Yarına sepeti,örtüsü,şapkası,kağıt tabağı,bardağı,sütü derken bana telaşesi düştü.

Kuzularımızın hep neşeli telaşelerine maruz kalalım der,allahın koruması üzerlerine olsun temennim ile tarifimize geçerim;

Kuzularımızın hep neşeli telaşelerine maruz kalalım der,allahın koruması üzerlerine olsun temennim ile tarifimize geçerim;

Öncelikle yarım paket yaş mayayı(ben pakmaya kullanıyorum) az ılık suda eritip yarım çay bardağından az z.yağı ve bir yumurta akını ekleyip karıştıralım.Bir yemek kaşaığından az toz şeker(ben boğazlıyan kullanıyorum) ve çok az tuz ve un (3-4  su bardağı)ile meşhur kulak memesini tutturalım.20-25 dk. mayalanmasını bekleyip,açıp çay bardağı ile düzgün şekilli çıkarıp üzerine önce rendeleyip sos haline getirdiğimiz domatesi ve  dilediğimiz malzemeyi(ben beyaz peynir/kaşar/domates/sivri/kırmızı biber/siyah-yeşil zeytin/maydonoz/dereotu kullandım) ilave edelim.

Kenarlarına yumurta sarısı,susam ve çörek otu sürüp 180 derecede 20-25 dakika pişirelim.

 

Bir de kuzuları oyun gruplarına yada anaokuluna gönderiyorsak yangın ile ilgili aldıkları önlemleri bizzat kontrol edelim derim naçizane.Duman dedektörleri,sprinkler sistemleri,yangın söndürücüleri(tüplerin basınç kontrolleri),yangın tatbikatları,yangın battaniyeleri,acil çıkışlar v.s. v.s..Doha’daki avm yangınında kayıplar içimizi çok acıttı.

İnsan sormadan edemiyor;acaba kürtaj,sezeryan ile bu kadar yakinen ilgili sorumlular bizdeki anaokulları,oyun gruplarındaki güvenlik önlemlerini ne derece sıkı tutuyorlar?

Fırında Sebzeli Kalkan ve Yeşil Mercimekli Buğday Salatası

Rüzgar Ali’nin tam gün anaokullu olması ile 4 yıl sonra Werner Herzog edalarıyla İstanbul Film Festivaline karışabildim nihayet.Zurnada peşrev annelerin de film seçme şansları pek olmadığı için haliyle 11.00 seanslarına gidebiliyorum,buna da bin şükür diyerek tabii.

Beyoğluna çıkmanın(eskiden böyle denirdi var mı hatırlayan acaba) bir artısı da balık pazarıdır benim için.Renkler,kokular birbirine karışır.İçim açılır.

Esnafla muhabbeti de oldum olası çok severim.Kafama göre bir balıkçım var;güleryüzlü,informatif.İlk defa yarım kalkan satan onu tanıdım mesela.2,5 kg luk kalkan bize çok fazla geleceği için yarısından azını(1.100gr) aldım,fileto yaptırdım ve aşağıdaki işlemlere tabii tutup bana makas çalışmamızda kızdığı için”sen kötü annesin” diyen oğluma kucağımda yedirdim.

Kenarları en az 3 parmak yükseklikteki fırın kabına/tepsiye/borcama balıkların bir kısmını dizip üzerine az tuz, taze karabiber,ince halka şeklinde doğranmış kuru soğan,yine ince yuvarlak dilimlenmiş patates,ince kıyılmış dereotu ve maydanoz,ufak doğranmış sarımsak,kabuğu soyulmuş,minik doğranmış domatesle tamamlayıp üzerlerine kalan kalkanları ve kalan malzemelerimizi dizip zeytinyağı(sevenler taze kekik ve defne yaprağı da ekleyebilir) gezdirelim.Alüminyum folyo ile kapatıp 175 derecede 45-50 dk.pişiriyoruz.Üzeri kızarsın isterseniz son 5 dk. folyoyu çıkartın.

Erkek kalkanın daha lezzetli,çocuklar için yemesi kolay löp löp bir balık olduğunu,anneler için de en kalorisi yüksek balık olduğunu belirtelim.Nisanın kalkan ayı olduğunu siz zaten biliyorsunuzdur.

Vee son tarifimiz yine RA’nın davet ettiği arkadaşı için menü hazırlarken önce yeşil mercimek salatası önerisi geldi çok sevdiğim akademisyen bir anneden.Daha sonra Rüzgar’ın keşkek,buğday sevgisi ile salatamız yeşil mercimekli buğday salatasına dönüştü:)

 

Akşamdan ıslattığım buğday ve mercimeği limonlu,az tuzlu suda bir güzel haşlayıp,süzüp soğumaya bıraktım.Közlenmiş kırmızı biber,maydanoz,dereotu,taze nane ince kıyıp,haşlanmış mısır ekleyip zeytinyağ- limonlu olarak Rüzgar Ali’ye,kendimize nar ekşili ve nar tanecikli yaptım.

 

Buğday bağırsak ve rektum kanserini önlemeye yardımcı imiş.Bağırsakları çalıştırır ve kabızlığı önlermiş.Mideyi,beyni ve gözü kuvvetlendirirmiş.

 

Bir de ertesi günün menüsünü yapsa tam süper olacak:)

 

Herkese tek derdinin menü hazırlamak,kaçırdığı filmler ve kuzusundan yediği ayarlar olan bir hayat diliyorum…

 

Dinsizin hakkından imansız gelebilir mi :)

Ispanak çorbası, zeytinyağlı ıspanak ve pazı pek seven oğlum anaokulunda kollarını pepee gibi kavuşturup ben hiç ıspanak sevmem demeyi öğrenince ilk kendi isteği ile davet ettiği misafirlerine ıspanaklı gül böreği yaptım. Gelen misafir çocuk değil ama RA afiyetle yedi.

Bu olaydan feyz alarak pazı için de bir güzellik düşünüp pazılı poğaça yaptım akşamdan. Dolaba koyup sabah o uyurken de fırına attım. Normal kahvaltısının yanında 2 tane yedi:)

İşte hem kolay hem lezzetli poğaçamız;

2,5 su bardağı un(ben ruşeymli kullandım) ve bir paket kabartma tozunu karıştırıyoruz.4 çorba kaşığı tereyağ,çok az tuz(ben deniztuzu koyuyorum),1 su bardağı rende beyaz peynir,3 kıyılmış taze soğan, ince kıyılmış pazı, 1 adet yumurta,1 bardak süt(bir dahaki sefer yoğurt koymayı planlıyorum). Hepsini unla yoğurup elimize yapışmayacak bir kıvam tutturuyoruz (gerekirse undan yardım alınacak yani).Yağlanmış borcam yada fırın tepsisine (ben dolaba kaldırdığım için borcama koydum) ceviz büyüklüğünde parçalar şekil verip diziyoruz. Üzerine susam, çörekotu süslenebilir. Ben yemez korkusundan bu sefer yapamadım. Bir sonraki sefere inşallah.

Kapanışı pazının yararları ile yapalım yine; içerdiği demir ve folik asitle kansızlığı önlermiş. Hamilelerde spina bifida(omurganın bir tarafının açık olması) rizikosunu en aza indirir ve beden güçlendirici etkileri varmış.

Gerçek Hazinelerimiz

Belki geç,belki tedavi ile kavuşabildiğim,belki de her zaman çok istediğim için çocuk sanki her kadın için hayatın en özel mucizesidir diye düşünürdüm.
Son zamanlarda bir çok okulun tanıtım toplantısına katıldım ve kitapçıklarını vakit buldukça karıştırıyorum.
Beğendiğim bir okulun saydığı artıları arasında veli profili de var mesela.
Nedir tercih edilen veli profili?
Eğitimli,beyaz yakalı,”iyi”pozisyonlarda,”iyi”paralar kazanıp,”iyi” okullar için,”iyi” paralar ödeyebilen profilmiş.
Peki bu ”tercih” edilen veli profilinin çocuğumuzun sınıf arkadaşı olacak çocukları bu ebeveynlerden ne kadar nasiplenebiliyorlar acaba?
Bu iyi paraları kazanabilmek için ya geceyarılarına kadar çalışıp,uzuuun iş seyahatlerine gidip çocuklarını ”tercih” etmeyeceğimiz altkültürden gelen bakıcılar büyütüyorlarsa?
Bu durumda genetik olarak aldıklarının dışında;aslında çocuğun evde görmesi gereken sevgi,ilgi,sıcaklık,aile terbiyesinden yoksunsa?
Ya sorunları bağırarak,azarlayarak,parmak sallayarak,baskıcı,belki evde kocasından yediği dayağın verdiği hırsla çocuktan,çevresinden çıkartmaya çalışan bir delinin yetiştirdiği çocuksa Burberry trenchcoatlu sınıf arkadaşı?
Çocuk büyüdükçe dertleri de büyüyor derlerdi,ben de gece uykusunu alan anne her sorunun altından kolaylıkla kalkabilir yeter ki çocuk gece yatsın sabah kalksın derdim.
Kazın ayağı öyle değilmiş maalesef.
Bir yandan bu bahsettiğim çocuklara üzülürken diğer yandan onların ve bu dönemde devredildikleri bakıcıların ruh halleri ile uğraşmak merkür retrosunun gazabı mıdır bilemiyorum.
Türkiye’nin en tanınmış firmalarından birinde Hazine Müdürü olmak uğruna evdeki hazinesini şirkette çaycısı olamayacak birine teslim eden annelere kızmalı mıyım,acımalı mıyım,kendimi onlardan korumaya mı çalışmalıyım bilemedim bu aralar.
Bu iş çok zor yonca
Çünkü sevmeyi bilmeyince
Bahar gelir farkedilmez olur..dinleye dinleye sakinleyebilir mi insan?

Sebzeli Fırın Beyti

RA’nın doğumundan sonra kırmızı ete kaliteli süt üretebilmek için biraz ağırlık verdim.
Semtimizde denemediğim kasap kalmadı,18 km. uzakta nispeten daha iyi et bulabildiğim yere bebek,bebek arabası,çantalarımızla haftada iki taşındım.
RA 2 yaşına gelip emzirme bittikten sonra bir komşu toplantısında tesadüfen burnumuzun dibi sayılabilecek yakınlıkta iyi bir kasap olduğunu öğrendim.
1,5 yıldır nihayet lezzetli et alabiliyoruz çok şükür.
Kuzu beytilerimizde çubuğa dizilmiş olarak satılıyor kasabımızda.
Alıp zeytinyağı,defne yaprağı,tane karabiber,arpacık soğan,kekik,dilimlenmiş limon,biberiye ve süt ile marine edip dondurucuda yada en az 1 gün buzdolabında dinlendiriyorum.
Az haşlanmış taze patates ve kereviz,çarliston biber,kabak da hazırlayıp yazdan kavanozlanmış domates püresini sulandırıp fırın tepsisine etlerle beraber yerleştiriyorum.
Yaklaşık 50 dakikada 180 derecede lokum gibi oluyorlar.

Yanına kuskus salatası,bulgur pilavı,cacık yada komposto yakışıyor.

Kuzu etinin büyüme hormonları ve hayvancılıkta kullanılan ilaçların hemen tümünden uzak,en doğal ve pür et türlerinden birisi olduğunu vurgulayıp bu özelliği ile hamilelik ve erken çocukluk dönemi beslenmesindeki yeri tartışılmaz olduğunu da ekleyelim.
Hücrelerin yenilenmesi için gerekli proteinleri yüksek oranda içeren kuzu eti,kalp sağlığı için çok önemli olan B12 başta olmak üzere B vitaminleri açısından çok zengindir.
Arpacık soğanın tadı çocuklar için normal soğana kıyasla hafif ve yumuşak,hazmı kolaydır.

Allah hepimizin içine sindirsin;hem yediklerimizi hem yaşadıklarımızı:)

Keşkül-ü Fukara

Keşkül-ü fukara

Öncelikle bu bloğa tarif yazarken yada gezi,annelik halleri v.s. çok da fazla kafa yormadığımı; doğaçlama,o sıralar ne pişiriyorsam, arkadaşım bir tarif istediyse, seyahat dönüşü yada halet-i ruhiyeme göre yazıyorum.

Blog sayesinde şan,şöhret kazanmak,keşfedilmek,para kazanmak gibi bir beklentim yok.
Tariflerimin olduğu defterler öyle gelinime devredebileceğim düzgünlükte de değil, belki bu şekilde bir şeyler aktarabilirim. Bir nevi anı defteri gibi benim için.
Doğumgünümde de yazmıştım grubun en yaşlısıyım,babamın değil ama dedemin öldüğü yaştayım diye.
Başta RA’nın olmak üzere eşimin ve kendi sağlığımın da takipçisi olmak durumundayım.
Yediklerimin içeriklerini araştırır,seçim yaparken sadece damak zevkimin peşinden koşmamaya çalışırım.
Bu bilgiler doğrultusunda okursanız naçizane tariflerimi memnun olurum.

Bu sefer tarifimiz Keşkül-ü Fukara. Ne demektir Keşkül-ü Fukara?Farsça keşkül(çanak) ile Arapça fakır (fukara-yoksul) sözcüklerinden birleşir,yoksul çanağı demektir.
Kibirlerini yenmeleri için dilenmeye mecbur edilen dervişlerin kendilerine verilen yiyecekleri koydukları kabın adı, keşkül.
Bu kaplarla dilenmek ihtiyaca yönelik olmayıp tarikat felsefesine yönelikmiş. Mevlevi tarikatında dilenmek yasak olduğundan kendilerine sunulan hediyeleri Hak’tan bilerek kabul edip gittikleri yere yardım olarak götürürlermiş.
Çok daldan dala olacak ama mutfak kadar resim sanatına, sergi gezmeye de ilgim var diyebilirim. Örneğin Osman Hamdi Bey’in meşhur kaplumbağa terbiyecisinde adamın sırtında asılı olan çanakdır keşkül-ü fukara.
Bir de fakir fukara beslensin diye Osmanlı devrinde zenginlerin fakirler için dağıttığını ve bu yüzden malzemenin bol ve zengin olduğunu okumuşluğum var.
Bizim tarifimiz daha kolay olanı,talep görürse bir level zorunu da yazarım tabii.

1 lt süte 200 gr kadar şeker ekleyip süt kaynayana kadar karıştırıyoruz.Kaynadıktan sonra bir kahve fincanı kadar çekilmiş file badem ve bir paket vanilya koyuyoruz.
100 gr kadar nişastayı su ile küçük ayrı bir kapta karıştırıyoruz.2 yumurta sarısını nişastaya ve sütün içine yavaş yavaş ekleyip 3 dk. kaynattıktan sonra ateşten alıp kaselere boşaltıyoruz.
Ama yukardan boşaltmak lazım ki meşhur keşkül minik gözenekleri oluşsun.
Üzerine dövülmüş antep fıstığı da yakışır hani:)

Kaliforniya Üniversitesinde yapılan araştırmaya göre bademde, Alzheimer ilaçlarının içerdiği maddelere benzeyen maddelerin olduğu tespit edilmiş,düzenli badem tüketenlerin beyin hücrelerinin daha geç yaşlanacağı belirtilmiş.

Sağlık ve esenlikler herkese