Mucizevi Mandarin

Aynı isimli balenin Çin efsanelerinden alınma öyküsü bu… Yıllarca zihnimin bir köşesinde dolandı, içimde çalıp duran Farid Farjad şarkılarıyla beraber… Sevmek, çıkarıp yüreğini eline vermekse birinin, bir o yakabilir canını artık

” Yaşlı ve çirkin bir mandarin, karşılığını parayla ödeyeceği zevk gecesi için olağanüstü güzel ama taş kalpli bir fahişeye gitmiş. Sabaha karşı, yaşlı adamın uykuya dalmasını fırsat bilen genç kadın, soyguncu dostlarını çağırmış. Ne var ki mandarin, tilki uykusundan fırladığı gibi olanca gücüyle karşı koymaya, dövüşmeye başlamış. Haydutlar hem kalabalık, hem de işinin ehliymiş. Onu kolayca köşeye sıkıştırmışlar. Ancak ne kadar vururlarsa vursunlar, bu zayıf,çirkin bedende yara açılmadığını, can alıcı darbelerin iz bırakmadığını görmüşler. Bıçaklarını, kılıçlarını çekmişler ama en keskin bıçak, en acımasız kılıç bile mandarine hiçbir şey yapamıyormuş. Sonunda korkup kaçmışlar. Dövüşü izleyen kadın, yaşlı adamın mucizevi gücünden etkilenmiş, bir kez daha, bu sefer aşk adına sevişmek istemiş. Onu hayranlıkla, arzuyla şefkatle okşamaya başlamış. Gel gelelim güzel kadının her dokunuşunda mandarinin bedeninde yeni bir yara beliriyormuş; dövüşün, darbelerin, bıçakların, kılıçların açtığı yaralarmış bunlar. İçten bir ilgi ve şefkat görene dek gizli kalmışlar. Sonunda mandarin kanlar içinde kadının kollarına yığılmış, ölmüş”

Aslı Erdoğan’ın Mucizevi Mandarin kitabından onlarca güzel öyküden biri. Yıllarca içimde dönen bir bıçak gibi taşıdım kendisini ve hep bildim ki, sevdiklerim; canımın parçası, gözümün bebekleri, bir tek siz acıtabilirsiniz canımı…

Şimdi mis kokulu bir kahve yapıp, Farid Farjad dinleyip bir kez daha okuyacağım Yitik Gözün Boşluğunda öyküsünü

Advertisements

Korkak Kahraman

14 Şubat Dünya Kitap Değiş Tokuş Gününde Düşevindeydik Rüzgar Ali ile.

Artık sıkıldığı Winnie kitabını Derin’e verip ondan Korkak Kahraman’ı aldık.Eve dönüp kendimizce ana-oğul sevgililer gününü de kutladık üstüne ve akşam banyosundan sonra yatağa uzandığında yeni kitabını okumamı istedi.
Armadillo Arni’nin korkuları, onun korkularına gülen arkadaşları ve kendini kanıtlamaya çalışan Arni’nin korkularını yenmeye çalışırken başından geçenler gayet eğlenceli bir dille yazılmış.
Kitap bitip,RA uyuyunca düşündüm de her anne aslında bir kahraman.Korkak,heyecanlı,çekingen bile olsa aslında konu çocuğu olduğunda kahramanlaşıyor.
Fare fobimi Rüzgar’a da geçirmemek için adını yanımda andırmadığım hayvanın belgesellerini izledim onunla,kendi istifra ettiğim alanı temizleyemezken o çıkarttığında hiç de iğrenmediğimi,kakasını benim dışımda sadece babasının (o da kıvamı,miktarı hakkında detaylı bilgi verebildiği için)temizlemesine izin vermem v.s. aslında hiç eski benlik işler değiller.
İşe daha uzun duş yapabilmek için 200 ile giden ben,şimdi emekliler gibi 90 a ayarladığım hız sınırımla tın tın gider olmuşum.
Çocuklarının sağlığından sonra anneleri en çok korkutansa kendi sağlıklarını kaybetmek muhakkak ve tabii bu da yine kuzu için.
Sesim kısıkken farkettim ki varlığımda dahi,oğluşun 21 kere aynı şeyi sormasına benden başka aynı ses tonuyla aynı yanıtı verecek başka biri yok.
Anaokulu yemek listesini ezberleyip ona göre menü üretmek,müzik arabası yaptığı balonların sapları canını acıtmasın diye yara bantları ile kaplamak.
Bu liste uzaar gider.
Kimse kuzusunu bir başkasına emanet etmek durumunda kalmasın diyerek,Gamze Akbaş ve diğer ihtiyaç sahiplerine duyarsız kalmayalım demek istiyorum naçizane.

Bulutların ardında Güneş var

10 kasım sabahı uyandım, Van’da yine bir deprem olmuş. Bu sefer şehir içi yıkılmış, destek olmaya giden iyi kalpli insanların olduğu otel de yıkılanlar arasında.
Bu sabah uyandım, Ata’mın ölüm yıldönümü. Bir daha bu kadar ileri görüşlü, vatanını, milletini seven, deha lider gelecek mi?
Bu sabah uyandım, neden bu ülke güzel haberler duymuyor diye hüzünlendim. Daha ne olacak bugün dedim, hep felaket senaryoları aklımda.

Sonra oğlum geldi, yeni oyunumuz kütüphanede ki kitapları dağıtıp beni sözde kızdırmak. Ardından ben onu yakalayıp, gıdıklıyorum dolayısıyla o kitapları düşürmek süper bir oyun haline geliyor. Ben işe iyice geç kalana kadar oynadık, arabaya bindim, acaba bu semtten duyabilir miyim sirenleri diye düşündüm.
İşe geldim, bu arada sirenleri duyamadık (her yere gayri menkul rantı için Çekmeköy demelerine rağmen, Çekmeköy belediyesi dahilinde sirenler duyulmadığı için belediyeye laflar hazırladım) e-maillerimi kontrol ederken bir anda gördüğüm e-maille havalara uçtum. Aslında gayet sakin bir cümleden oluşuyordu e-mail. “Bu haftaki çekilişimizi siz kazandınız. Kitap setinizi yayınevinden gönderecekleri için, onlara iletmek üzere adresinizi rica ediyoruz.” Bir Dolap Kitap çekilişinde ben seçilmişim, 10 kitaplık şahane bir set kazanmışım.

Ve bir anda bulutlar aralandı,
güneş sımsıcak,
hüzünlenme dedi bana doğa,
eninde sonunda iyiler kazanacak.