Bi manyak haller…

Böyle bir manyak hallerim oluyor arada, Eren’in aşırı üstüne düşüyorum, Neredeyse poposundan ayrılmıyorum. Oyunsa oyun, uykuysa uyku dibindeyim sürekli şap şup öpmeler falan. Benimki de nalet bi herif aslında böyle sululuklardan hiç hoşlanmıyor. O hoşlanmadıkça ben yapışıyorum çocuğa. Arada da bu genel ruh hali iyice abartılı bir boyuta geliyor tıpkı bugünlerdeki gibi. 2,5 yaşındaki çocuk günde 4 kez beni uyarmak zorunda kalıyor. Anne beni öpme, anne beni yeme, ben öpmekten hoşlanmam.. Ben bildiğin bağımlı gibi kokluyorum, yanaşıyorum, sarılıyorum, sırtı bacagı neresi denk gelirse öpüyorum ve kendimi onu rahatsız ettiğimi bile bile bundan alıkoyamıyorum.

Çocuğa şu yaşta beni reddetmesini, itmesini öğrettim ya bunaltarak, yanarım yanarım ona yanarım. Ne manyakmışım arkadaş bi hissim de normal olsun.

Bir de yanlış söylediğini bilip, beni güldürmek için sık sık ahpatot (ahtapot), farlikya (fabrika), kızımı (kırmızı) diyen ve bunları asla düzeltmeyen hala bebek beslenmesi gibi beslenen, beziyle barışık bir yavru ama Allah biliyor ya zerre umurumda değil. eninde sonunda bunlar da bitecek. Şimdiki lokumluğunu muhafaza etmek için elimden geleni yapmaya hazırım.

Biraz önce öğle uykusuna yattı. Sırf benden kendini kurtarmak için uyku numarası yapıyor olabilir. Benimle göz göze geldikçe vıç vıç öptüğüm için daraldı yine çünkü. Ama arkadaş ben de kendime mani olamıyorum, içim taşıyor çocuğa, annelik, evlat sevgisi falan demicem benimki bildiğin marazlı kara sevda. O uyuyunca ondan bahsetme isteğimi durduramadığımdan yazıyorum bu yazıyı mesela. Bi de çok dillendi, acaip şeker bişey oldu. Bir artistlikler, bi oyunlar falan böyle çocukla ben de oynarım tabii ki bebekken oynamaktan sıkılıyordum, şimdi babası ya da başkaları elimden alıp oynayamıyorlar. Tam benim yaş grubummuş 2,5 tan sonrası iyice anladım.

Her sabah ya doktor olarak ya da araba tamircisi olarak güne uyanıyoruz.

  • Eren: Anne ben doktor oldum, sana bakıcam
  • Anne: Bak yavrummmmm
  • Eren: Göbeğini aç, hmmmmmmm tam olarak hatırlayamadım bu hastalığın adı neydi acaba (ciddi tetkik sesi)
  • Anne: Obezite olmasın (oyun oynarken kendime laf çakan biriyim)
  • Eren: yok yok sinek ısırmış, buldum.

Araba tamircisi olduğunda işimiz daha kolay, tornavidayla falan tekerlekleri değiştiriyoruz fazla konuşmuyoruz.Bi başında şikayet var “Aman Tanrım kerlek (Tekerlek’in Te sini söylemeye üşenen bir oğlum var) patlamış, şimdi ne yapacağım ben”gibi şeyler işte. Buraya yazınca amaannn ne var la bunda klasik diyaloglar diyenler olacaktır ama ben o diyaloglardaki ses, vurgu, kelimeler falan her bir şeye acaip aşık olduğum için pozitif bilimle açıklanamayacak bir duygu silsilesini anlatabileceğimi sanmıyorum, yazarken yeniden yaşıyorum bazı diyalogların da sonsuza kadar sürmesini dilediğimden yazıyorum da yazıyorum. Bak özellikle yukarıdaki “hmmm tam olarak hatırlayamadım” kısmı var ya orada defalarca mutluluktan ölüyorum.

Yani gerçekten bir manyak haller… Anlayanlar kaleye mum diksin..

Advertisements

Hangi birini yazayım…


Eren: Anne.. okapiler, papaya yemez, ne yer? (Saat 04:00 yatağa gelip)

Anne: Bilmem ne yer (okapi ne ki)

Eren: OOOTTTTTT  (Teşekkürler, Diego)

——

Anne, parmaklarıyla Eren’in bacağından gıdıya doğru ilerliyor.

Eren: Anne.. o bir piyano değil, o bir BACAK

——-

Doktor: Hadi gel bir kilona bakalım

Eren: Ben bakıcam, galiba orada bir 8 gördüm. (Tartı: 13,8)

Doktor: Biraz ukala mısın sen?

Eren: (anneye dönüp) Anne, ben bu doktoru hiççççç sevmedim

——–

Eren: Anne, beni yeme, ben çok öpülmeyi sevmemmm…

——–

Bakıcısı bir hafta memleketine gider, dönüşte 1 tam gün Eren 30 dk. arayla

Niye yaptın bunu Lia, neden gittin (sürekli)

———

EREN:

Ben yemek sevmem

Ben bez severim

Ben süt severim

Ben çuka sevmem

Ben dondurma severim

Ben uyku severim (bazen sokak ortasında, eve girmemek için uyuycam ben burada diyor, çömelip ellerini yanağına koyup, gözlerini kapatıyor)

gibi gibi gibi..

Dikkat Evde Anne Var

Oğlumun 2. yaşına gelmesiyle profesyonel iş hayatıma bir mola verdim.
Ardından hemen taşındım ve tatile gittim. Yeni yeni oturmaya başladım evde.
Ne güzel bir his yeni yeni konuşmaya başlayan bir çocuk-bebekle vakit geçirmek. Mutluluğunu, tatlılığını, gelişimini izlemek. 3,5 aylıkken başlamıştım işe. Şimdi ise hiç acelem yok yeni bir iş için. Tadını çıkarmak istiyorum doya doya. Doya doya koklamak, öpmek, yeni yeni sohbet etmek. 27 aylık oldu kuzum. Artık her kelimeyi söylüyor ama onun her kelimeyi söylemesi bize ayna vazifesi gördüğünden acilen ağzımızı toparlamaya çalışıyoruz. Özellikle ben ne ağzı bozuk kadınmışım.. Ohalar, yuhlar gırlaymış.. Şimdi düzeltiyorum kendimi oğlumla paşa paşa. Papağan gibi olduğundan yanlış kelimeleri aynı anda duyup düzeltme yolundayım.

Arada 2 yaş krizlerimiz oluyor. Mesela fotodaki Frankfurt havaalanında yere yatan Eren’i kaldırmaya bile çalışmadım.. Oturdum fotolarını çektim. Kriz anlarında ağlarken bile foto çekiyorum. Hangimiz daha manyağız belli olmuyor dışarıdan.

Ev de bir annenin varlığı bayaa bir etkili oluyormuş. Tv kesinlikle kapalı sürekli bir aktivite-oyun-park. Yavaştan part time işlere başlıyorum. Oğlum bu konfora alıştıktan sonra nasıl çalışırım ben de bilemiyorum.

Anaokulu – kreş araştırmalarımı erteledim. Her gün caddebostan sahildeyiz. Bu arada 2 haftada sosyal bir gelişme oldu çocuumda. Eskiden tüm çocuklardan kaçan çocuk şimdi günde bir ya da iki çocuğa sıcak davranıp, onlarla oynuyor. Adam seçiyor resmen.

Anne evdeyken öğlen uykuları bayaa bozuldu. Uyumamak için büyük direniş var mesela bugün o kazandı :)

Bilemiyorum bu saadet ne kadar sürer ama dibine kadar keyfini çıkarmak tek umudum.